Kişisel Web Sitesi

MEVLİD’DEKİ YALANLAR, ŞİRK VE HEZEYANLAR

Vesiletü’n-Necat (Mevlid) adlı şiirini Süleyman ÇELEBİ Hicri-812 .1409) yılında Bursa’da yazmıştır. Şiirin tamamı 732 beyitten meydana gelmiş olup “Mesnevi” tarzında yazılmıştır.

Süleyman Çelebi Ulu Cami’de imamlık yaptığı dönemde, kürsüye İranlı bir vaiz çıkar ve Bakara suresinin 285. ayetinde, müminlerin, “Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayız” mealindeki ayeti izaha çalışır. Hz. Muhammed’in, İsa Peygamber ve diğer peygamberlerden üstün tutulmaması gerektiğini söyler. Süleyman Çelebi, bundan çok rahatsız olur ve Hz. Muhammed’in tüm peygamberlerden üstün olduğunu anlatan ama hiçbir sağlam kaynağa dayanmayan bilgiler içeren bu şiirini yazar. Mevlid, Mesnevî şeklinden daha çok, kasîde şeklinde tertiplenmiştir. Bazı yerlere gazel parçaları da ilâve edilmiştir. Arûz vezni ile yazılmış, (fâilâtün, fâilâtün, fâilün) kalıbı kullanılmıştır. Yalnız bir yerde (Mef’ûlü, fâilâtü, mefâîlü, fâilün) kalıbına yer verilmiştir.

Peygamberlerin hepsi aynı dereceye mi sahiptir? Evet, peygamberler arasında farklılıklar olabilir. Kimiyle Allah konuşmuştur, kimisine başka özellikler vermiştir. Ancak inananlar, peygamberleri hangisinin bir diğerinden daha üstün olduğu yarışına sokmazlar. Onların farklı davaların adamları olduklarına değil hepsinin aynı mesajı savunduklarına inanırlar. Kaldı ki hangisinin daha üstün olduğunu yine en iyi bilen Allah’tır.

   Bakara, 136- Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kuran’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere, Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

   Bakara,  285-  Elçi ve onunla birlikte olan müminler, Rabbi tarafından ona indirilene inanırlar: Hepsi, Allah’a, meleklerine, vahiylerine ve elçilerine inanırlar; O’nun elçilerinden hiç biri arasında ayrım yapmazlar ve: “İşittik ve itaat ettik. Bize mağfiret et ey Rabbimiz, zira bütün yolculukların varış yeri Sensin!” derler.

   Al-i İmran, 84- De ki: “Biz, Allah’a; bize indirilene; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onun neslinden gelenlere indirilene; Rableri tarafından Musa’ya, İsa’ya ve (diğer) tüm peygamberlere bahşedilene inanırız; Onlar arasında hiçbir ayrım yapmayız ve kendimizi O’na teslim ederiz.”

Süleyman Çelebi’nin Hz. Muhammed hakkında söylediklerinin çoğunun Kur’ani hiçbir dayanağı yoktur. Hatta şiirinde işledikleri bazı konular ne siyer ne de hadis kitaplarında geçmez. Bir bal dolusu şerbetin Âmine Hatun’a Hurilerin eliyle sunulması,  Âmine Hatun’un evinin melekler tarafından Kâbe gibi tavaf edilmesi, Sündüs isimli bir meleğin havaya onun için döşek sermesi örneğinde olduğu gibi.

Bu Mevlid-i Şerif denilen şiir, ne acıdır ki yalnız Allah’ın yüceltilmesi gereken mabetlere ibadet amacıyla sokulmuştur. Hz. Muhammed’in doğum günü için yazılan bu şiir, Peygamberimizin doğum günü kabul edilen gün haricinde, daha birçok alakasız günde de, aynen ibadet havasında okunmaktadır. Bu şiir diğer kandil gecelerinde de camilerde araya birkaç ayet, salâvat sıkıştırarak okunur. Ayrıca bu buram buram peygamber tapkınlığı ve şirk kokan, bir sürü yalan-yanlış bilgi içeren şiiri, çocuğunun doğumunun şerefine, onu sünnet ettirirken, evlendirirken, askere gönderirken okutanları görebilirsiniz. Bu yalan-yanlış bilgilerle dolu şiiri abartılı bir makamla okumanın çocuğun sünnet olmasıyla ya da gençlerin evlenip yuva kurmasıyla alakası nedir?

İslami dayanağı olmayan bir şiir gelenekselleştirilerek ta mabetlerimize kadar girmiş, alakasız faaliyetlerimizde ibadet coşkusuyla eda edilmiş ve bir nevi faaliyetlerimizi kutsama aracı olmuştur.

İbadet coşkusuna örnek olarak; Mevlid isimli şiiri okurken bir yerde  “Geldi bir akkuş kanâdiyle revan, Arkamı sıvadı kuvvetle heman” denildiğinde ayağa kalkılır, kıbleye dönülür, eller aynen namazdaki gibi bağlanır ve mevlidin bir kısmı bu hal üzere okunur.

Yüzyıllar boyu baş tacı edilen Süleyman Çelebi’nin yazdığı şiirdeki yalanların ve yanlışlıkların bir kısmına göz atalım. Mevlide göre, varlıkların yaratılma sebebi Hz. Muhammed’dir. O var olmasaydı hiçbir şey var edilmezdi.

ALLAH – ADIN BAHSİ

“Ol!” dedi bir kere var oldu cihan/”Olma!” derse, mahv olur ol dem hemân

(Allah, bir kere “Ol” demesiyle cihan oluşmuş, eğer O, ‘olma’ derse hemencecik yok olur.)

Haşre dek ger denilirse bu kelâm
Nice haşr ola, bu olmaya temâm

(Eğer dirilene dek bu söz söylenirse. Nasıl dirilir, bu tamam olmadan.)

Pes Muhammed’dir bu varlığa sebep/Sıdk ile ânın rızasına kıl talep

(Bu varlıkların (varoluş)  sebebi (nedeni)  yalnızca Muhammed’dir. Sen de doğrulukla onun rızasını iste)

Süleyman Çelebi, Mevlid adıyla tanınan şiirinde kâinatın varoluş nedeni olarak Hz. Muhammed’i gösteriyor. Hz. Muhammed olmasaydı kâinat yaratılmazdı diyor.

HAK TEÂLÂ BAHSİ

Hak Teâlâ çün yaratdı Âdem’i
Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi

(Allah Teâlâ Âdem’i yaratınca, Âdem’le birlikte âlemi süsledi.) 

Âdem’e kıldı feriştehler sücud/Hem anâ çok kıldı ol lûtf issi cûd

(Âdem’e melekler secde etti, ona çok lütuf ve cömertlikte bulundu.)

Tasavvufçu çevreler, yoğun biçimde “Nur-u Muhammed” temasını işlerler. Daha Âdem yaratılmadan önce Muhammed’in Nuru (Nur-u Muhammed) yaratılmıştı. Onlara göre “Muhammed’in Nuru” diye bir şey vardır. Bu nur, evren daha yaratılmadan önce var idi ve her şey ondan yaratıldı. Hiçbir delile dayanmayan bu hezeyan, hem Peygamberi putlaştırmaktan hem de Allah’ın vahyini ciddiye almamaktan kaynaklanmaktadır. Efendilerini putlaştırmak isteyenler, buna zemin hazırlamak için önce Peygamberi putlaştırmaktadırlar. Bu emellerine erişmek için ne delil tanırlar, ne kitap, ne vahiy, ne Allah ve ne de peygamber…

Süleyman Çelebi’nin yazdığı Mevlid’e göre,  Hz. Muhammed’in nuru,  Hz. Âdem’in ve eşinin, Hz. Şit’in, Hz. İbrahim’in ve Hz. İsmail’in alnında belirmiştir. Onların kutlu ve seçkin insanlar oluşuyla bu yaratılan ilk şey yani silsile yoluyla birbirlerine aktardıkları Nur-u Muhammedi arasında direkt bir bağ vardır.(!) Allah Hz. Âdemin alnına Nur-u Muhammedi’yi koyduğunda bakın ona neler de söylemiş. (!)

Mustafa nurunu alnından kodu/”Bil habibim nurudur bu nur dedi”

(Allah, Âdem’in alnına Muhammed’in nurunu koydu ve Âdem’e dedi ki:” Bu nur, sevgilimin nurudur.”

Kıldı o nur anın alnında karar
Kaldı anın ile nice ruzigâr

(O nur Âdem’in alnında karar kıldı ve daha nice ilahi esinti kaldı.)

Sonra Havva alnına nakletti bil/Durdu anda dahi nice ayü yıl

(Sonra Havva’nın alnına nakledildi. Onda da nice aylar ve yıllar kaldı.)

Şit doğdu anâ nakletti bu nur/Anın alnında tecelli kıldı nur

(Şit doğunca bu nur ona nakledildi. Onun alnında bu nur tecelli etti.) 

Erdi İbrahim’i İsmail’e hem/Söz uzanûr eğer kalanın der isem

(Hem İbrahim’e ve hem de İsmail’e de ulaştı bu nur. Söz uzamasın diye bunun nur olduğunu söylemedim.)

En sonunda bu nur, yaratılan ilk şey asıl sahibine aktarılmış. (!)

İşbu resm ile müselsel muttasıl/Ta olunca Mustafa’ya müntekil

(İşte bu birbirine bağlı zincirleme iz Mustafa’ya da intikal etti.)

Hz. Muhammed, peygamber seçilmeden önce doğru yolu bilmiyordu.

(Duha, 7) İman nedir bilmiyordu. İlahi kitabı bilmiyordu; ilahi vahiyden habersizdi. (Şura, 52) Ama Hz. Muhammed’in annesi, Peygamberin bile göremediği şeyleri görebiliyor. (!) Daha doğrusu Süleyman Çelebi, yalan uydurmaktan çekinmiyor.

Peygamberlik öncesi dönem hakkında vahiy aracılığı ile bize şu bilgiler verilmiştir:

  Kasas 86“Sen, sana kitap indirileceğini ümit etmiyordun fakat Rabbinden bir rahmettir o.”

  Şura, 52-“İşte böylece sana da emrimizle Kuran’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin.”

    Duha, 7-“Seni yolunu kaybetmiş(yol bilmez) olarak bulup da doğru yola iletmedi mi?”

    Yusuf,3-“Sana bu Kuran’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.”

    Ankebut,  48-“Sen bundan önce bir Kitap okumuyordun,  elinle de onu yazmıyorsun.  Öyle olsaydı o zaman (Allah’ın sözlerini boşa çıkarmaya çalışan) iptalciler, kuşkulanırlardı.”

   Hud, 49-“İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin.

   İnşirah,2-3-“(Bilgisizlik veya başka nedenlerden dolayı cahiliyeden kaynaklı) Belini büken/kıran yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

VELADET BAHSİ

Âmine hatun neler görmemiş ki!

Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer
Anesi anda neler gördü neler

(O gece ki insanların en hayırlısı doğdu. Annesi orda neler gördü neler.)

Dedi gördüm ol Habibin ânesi/Bir acep nur kim güneş pervanesi

(Dedi ki gördüm o sevgilinin annesi. Bir acayip nur ki sanki güneş pervanesi.) 

Berk urup çıktı evimden nagehan/Göklere dek nur ile doldu cihan

(Şimşek gibi çıktı evimden ansızın. Göklere dek nurla doldu dünya.)

Hz. Peygamber’in melek görmesi bile bir olay iken daha peygamber gelmemiş Cahiliye dönemindeki bir kadının, -Hz. Peygamber’in annesi de olsa- melek görmesi hangi delile dayanmaktadır? Son peygamberin annesi, üç melek gördüyse neden ne Kuran’da, ne de hadislerde böyle bir konudan söz edilmemiştir? Gaybı yalnızca Allah bilmez mi? Örneğin Allah Resulü bile gaybı bilmez iken Süleyman Çelebi gaybı nereden bilmektedir?

   Al-i  İmran,44-“(Ey  Muhammed!)  Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.  Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin.  (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.”

    Hud, 49-İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

Evet,  bu konular ciddi konulardır.  Amine hatun üç melek görmüş; Biri Doğu’da,  diğeri Batı’da, üçüncüsü Kabe’nin çatısına dikilmiş!  Sahi, Süleyman Çelebi  gaybı  nerden  biliyor? Ona vahiy mi geldi? Gaybı bildiğini iddia etmek vahiy kültüründe çok cüretkâr ve tehlikeli bir iddia değil midir?

Gökler açıldı ve feth oldu zulem /Üç melek gördüm elinde üç âlem

(Gökler açıldı ve karanlık açıldı. Üç melek gördüm elinde üç bayrak.)

Biri meşrık biri mağribde anın/Biri damında dikildi Kâ’benin

(Biri doğudaydı biri batıda. Biri de Kâbe’nin damında dikildi.)

Bildim anlardan kim ol halkın yeği/Kim yakin oldu cihana gelmeği

(Bildim ki o halkın en iyisi. Ki dünyaya gelmesi oldu yakın.)

Bildim anlardan ki ol halkın beyi/Kim yakın oldu cihanâ gelmeyi

(Bildim onlardan ki o halkın beyi. Ki yaklaştı dünyaya gelmesi.)

Melekler neden Amine Hatun’un evini Kabe gibi tavaf ettiler. Süleyman Çelebi buna nasıl vakıf oldu? Kamuya bilgi sunulurken bir bilgiye ve belgeye dayanmak gerekmez mi? Ayrıca bunları okuyan ibadet mi yapmış olur? Allah hakkında konuşan insanların biraz ciddi olması gerekmez mi?

İndiler gökten melekler saf ü saf
Kâbe gibi kıldılar evim tavaf

(İndiler gökten melekler dizi dizi. Kâbe gibi evimi tavaf ettiler.)

Hem hava üzre döşendi bir döşek/Adı Sündüs, döşeyen anı melek

(Hem havada bir döşek döşendi. Adı Sündüs’tü onu döşeyen meleğin)

Çün göründü bana bu işler ayân/Hayret içre kalmış idim ben hemân

(Çünkü bu işler bana açıkça göründü. Hayret içinde kalmıştım ben o anda)

Yarılıp çıktı divardan nagehan/Geldi üç huri banâ oldu ayan

(Yarılıp çıktı duvardan ansızın. Geldi üç melek bana göründü.)

Asiye ve Meryem nasıl melek oldu? Ona nasıl görüldü? Doğuma nasıl şahit oldular? Biz de ölüleri görebilir miyiz? Bu bilgiye Süleyman Efendiden başka şahit olan var mı? O nasıl şahit oldu?

Bazıları derler ki ol üç dilberin
Asiye’ydi biri ol meh-peykerin

(Bazılar derler ki o üç meleğin. Asiye idi biri o ay yüzlünün.)

Biri Meryem hatun idi aşikâr/Birisi hem hûrilerden bir nigâr

(Biri Meryem Hatun idi apaçık. Birisi de hurilerden biriydi.)

Geldiler lutf ile ol üç mehcebin/Verdiler bana selam ol dem hemin

(Bu üç melek bana lutufla geldiler. Verdiler bana hemen selam.)

Çevre yanıma gelip oturdular/Mustafa’yı birbirine muştular

(Çevre yanıma gelip oturdular. Mustafa’yı birbirine müjdelediler.)

Üç âlem dahi dikildi üç yere/Her birisin edeyim nerden nere

(Üç bayrak dikildi üç yere. Her birisini edeyim nerden nere.)

Hz. Muhammed gibi birinin Dünyaya gelmediği bilgisinin kaynağı nedir? Meleklerin bu diyaloğu neye hizmet etmektedir?

Dediler oğlun gibi hiç bir oğul
Yaradılalı cihan gelmiş değil

(Dediler ki oğlun gibi hiç bir oğul. Dünya yaratılalı dünyaya gelmemiştir.)

Bu senin oğlun gibi kadri cemil/Bir anâya vermemiştir ol Celil

(Senin bu oğlun gibi kıymetli bir evladı. Bir anaya vermemiştir o Allah.)

Ulu devlet buldun ey dildare sen/Doğu serdir senden ol hulki hasen

(Büyük bir nimet buldun ey gönüldaş. Doğacaktır senden o güzel yaratılışlı.)

Hz. Peygamber gerçekten dünya ve ahret tüm ilimlerin sultanı mıdır? Eğer böyle ise görünürün ve görünmezin âlimi (alimu’l-gaybi ve’ş-şehadat) Allah değil midir?
Dinin kaynağı mıdır? Eğer böyle ise peygamber seçilmeden önce neden bu özellikler hayata geçmedi?

Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
Bu gelen tehvid-i irfan kânıdır

(Bu gelen dünya ve ahret ilimlerinin sultanıdır. Bu gelen ilim, irfan, ahlakın, birliğin, dinin kaynağıdır.)

Bu gelen aşkina devreyler felek
Yüzüne müştakdürür ins ü melek

(Bu gelenin aşkına felekler döner. Yüzüne âşıktır insanlar ve melekler.)

Bütün kâinat ve içinde olup bitenler, Allah ve O’nun mesajı değil bütünüyle bir insan olan Hz. Peygamber için midir ve onun için mi yaşamaktadır?

Bu gice ol gicedir kim, ol şerif/Nur ile âlemleri eyler latif

(Bu gece o gecedir ki o şerefli. Nurla alemleri rahmetlendirir.)

Bu gice şâdân olur erbâb- dil/Bu giceye can verir eshab-ı dil

(Bu gece mutlu olur gönül ehli. Bu geceye can verir gönül dostları.

Bütün günahkârlara Peygamberin şefaat edeceğine dair bir garanti mi var? Oysa Allah izin vermeden kimsenin o gün hiç kimseyi bağışlatma yetkisi yoktur buyurmuştur.

  Bakara, 255-…İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?…

Rahmeten lil’alemindir Mustafa/Hem şefiu’l-muznibindir Mustafa

(Âlemlere rahmettir Mustafa. Hem günahkârlara şefaatçıdır Mustafa)

Vasfını bu resme tertip ettiler/Ol mübarek nuru tergib ettiler

(Sıfatlarını bu resme düzenlediler. O mübarek nuru birleştirdiler.)

Âmine eder çü vakt oldu tamam/Kim vücuda gele ol hayrül enam

(Âmine der çünkü zaman geldi. Ki meydana gelsin o hayırlı nimet.)

Huriler Âmine Hatun’a şerbet mi getirdiler? İçince o nura mı gark oldu? Bu kadarı da pes! Din konusunda yazanların, dürüst olması gerekmez mi? Birisi hakkında yazıyorsak onu doğrulatmak gerekmez mi? Hele Allah hakkında yazıyorsak bu kadar pervasızca yazmak neye hizmet etmektedir? Evet, Süleyman Çelebi amacına erişmiştir. Softa, molla, tutucu anlayışıyla yazdığı şiir, Allah’ın kitabının önüne geçmiştir. Kuran’dan daha fazla etkileyici ve coşku uyandırıcı olmuştur.

Susadım gayet hararetten kati/Sundular bir cam dolusu şerbeti

(Susadım gayet hararetten kesin. Sundular bir cam dolusu şerbeti.)

Şerbeti karşımda tutdu hûriler/Bunu sana verdi Allah dediler

(Şerbeti karşımda tuttu huriler. Bunu sana verdi Allah dediler.)

Kardan ak idi ve hem soğuk idi/Lezzeti dahi şekerde yok idi

(Kardan ak idi ve hem soğuk idi. Lezzeti şekerde dahi yoktu)

İçtim anı oldu cismim nura gark/Edemedim kendimi nurdan fark

(İçtim onu bedenim oldu nur. Kendimi nurdan ayıramadım)

Geldi bir akkuş kanâdiyle revan/Arkamı sıvadı kuvvetle heman

(Geldi bir beyaz kuş melek. Arkamı sıvadı kuvvetle hemen.)

Doğdu ol saatte ol sultan-ı din/Nura gark oldu semavatü zemin

(Doğdu o saatte dinin sultanı. Işığa boğuldu gök ve yer.)

Tasavvufçu çevrelerin yoğun biçimde işlediği aslı astarı olmayan  “Nur-u Muhammed”  mitolojisi,  Süleyman Çelebi’nin şiirini adeta kuşatmıştır. “Nur-u Muhammed” veya  “Hakikat-i Muhammediyye” miti, Hz. Muhammed’in hakikat olarak Allah’ın yarattığı ilk varlık olduğunu, tüm âlemlerin onun için var edildiği ve bütün varlıkların onun nurundan yaratıldığı esasına dayanmaktadır.

Hak Tela ne yarattı evvela/Cümle mahlûkattan kim evvel ola

(Allah’ın ilk önce neyi yarattı, tüm yaratılmışlar arasında ilk önce yaratılan kimdir?)

Mustafa nurunu evvel kıldı var
Sevdi anı ol kerimü girgidar

(İlk önce Mustafa’nın nurunu var kıldı ve onu en sevgili gibi sevdi.) (!)

Her ne türlü kim saadet vardürür/Yahşi hu, gerekli adet vardürür

(Her türlü saadet(mutluluk) varsa, Hz. Muhammed sayesindedir.)

Hak sana verdi mükemmel eyledi/Yaradılmıştan mufaddal eyledi

(Allah sana öyle şeyler verdi ve seni mükemmel kıldı ki. Seni yaratılanlardan üstün tuttu.)

Yerde gökte gizli-aşikâr ne varsa Hz. Muhammed’in nuruyla olmuş. Yerin göğün olması da buna bağlıymış. (!)

Andan oldu her nihanü aşikâr/Arşü ferşü yerde gökte ne ki var

(Gizli-aşikâr ne varsa hepsi ondan oldu. Arş, melekler, yerde ve gökte ne varsa hepsi ondan oldu.)

Ger Muhammed olmaya idi ayan/Olmayı serdi zeminü asuman

(Eğer Muhammed (nuruyla) öne geçen ve aşikâr olmasaydı, yer ve gök olmazdı.)

Âdem’in affolunması, Hz. Muhammed sayesinde olmuş. (!)

Hem vesile olduğu içün ol Resul/Âdemin Hak tevbesini kıldı kabul

(Muhammed peygamber aracı olduğu için Allah Âdem’in tövbesini kabul etti. Âdem’in itibarı, Hz. Muhammed sayesinde olmuş.) (!)

Ger Muhammed gelmeseydi âleme/Tac-i izzet ermez idi Âdeme

(Eğer Muhammed Dünyaya gelmeseydi Âdem itibar tacına ulaşamazdı.)

Hz. Nuh, Tufanda boğulmamasını Hz. Muhammed’e borçluymuş. (!)

Nuh anıçün buldu hem garktan necat/Daği doğmadan göründü mûcizat

(Nuh, Muhammed’den dolayı boğulmaktan kurtuldu.  Kendi doğmadan mucizeleri göründü)

Hz. Muhammed’in binlerce yıl öncesindeki atalarının değerli olması da Rabbiyle olan dostluğundan dolayı imiş. (!)

Cümle anın dostluğuna adına
Bunca izzet kıldı Hak ecdadına

(Muhammed’in dostluğundan dolayı Allah onun tüm atalarını da onurlu kıldı.)

Ateş, Hz. İbrahim’i yakmadı. Bilin bakalım kimin sayesinde? Tabiî ki Hz. Muhammed’in.

Ceddi olduğiçün anın hem Halil
Narı cennet kıldı anâ ol Celil

(Muhammed’in atası ve dost olduğu için Allah İbrahim’e ateşi cennet kıldı.)

Hz. Musa’nın asasının ejderhaya dönüşmesi Hz. Muhammed’e hürmetinden dolayı(!)

Hem dahi Musa elindeki asa
Oldu anın hürmetine ejderha

(Musa’nın elindeki asa Muhammed’in hürmetine ejderha oldu.)

Hz. İsa, Hz. Muhammed’in ümmetinden olabilmek adına göklere çıkmış. (!)
Hz. Muhammed’in peygamberliği yanında diğerlerinin peygamberliği mürsel düzeyindeymiş. Hz. Muhammed, en mükemmelmiş. (!)

Ölmeyip İsa gök’e buldu yol/Ümmetinden olmak için idi ol

Gerçi kim bunlar dahi mürseldürür
Lîk Ahmed ekmelü efdaldürür

(İsa peygamber, Muhammed peygamberin ümmetinden olmak için ölmeden göğe çıktı. Gerçi bunlar  da  kim,  peygambervari (mürsel) olsalar dahi, ancak Muhammed, en mükemmel ve en faziletlisidir.)

Tüm peygamberler bırakın peygamber olmayı, Muhammed’in ümmeti olmak için dua ediyorlarmış… (!)

Çün temenni kıldılar Haktan bular
Kim Muhammet ümmetinden olalar

(Çünkü  diğer  peygamberler  Muhammed  ümmetinden  olmak  için  Allah’tan temenni de bulundular.)

Sünnetin tut ümmeti ol ümmeti
Ta nasip ola sanâ Hak rahmeti

(Sünnete sarıl da Muhammed’in ümmeti ol ki sana Allah’ın rahmeti nasip olsun.)

                                GENEL DEĞERLENDİRME

1- Mevlid normal ve masum bir şiir değildir. O şiirden çok, ibadet tadıyla icra edilen bir olaydır. İcra yeri ise camilerdir. Camiler Ali’nin, Veli’nin şiirleriyle konser verilecek bir alan değildir.

2- Kişinin peygamberi sevmesi tabii ki normaldir. Fakat yalan yanlış bilgilerle kendisini ve milleti dolduruşa getirmesi normal değildir. Kişinin yalana iman ederek güya peygamberci gibi davranması da normal değildir.

3- Hz. Peygamberin vefatından 700 küsur yıl sonra yazılan ve 600 yıldır okunan ve maalesef kültürel bir değer haline gelen bu şiirde anlatılanlar salt abartı değil yalanlardır ve büyük çoğunluğu uydurmadır. Peygamber sevgisinin göstergesi böyle hayal mahsulü şiirleri doğumda,  ölümde,  sünnette ağız burun yayarak sözde nağmelerle ibadet gibi okumak doğru olamaz.

4- Peygamberimizin doğum yıldönümünde, böyle okunurken bile hiç kimsenin anlamadığı saçma şiirler okunması yerine Hz. Muhammed’in hayatı ve mücadelesi anlatılmalıdır. Kur’andaki Muhammed insanlara örnek olarak sunulmalıdır.

Ne gariptir ki, Hıristiyanlık ve Müslümanlık iddiasında olanlar, kâinatın kimin için yaratıldığı konusunda yüzyıllardan beri büyük bir rekabet içerisinde olmuşlardır. Kâinatın, bir taraf Hz. İsa için, diğer taraf da Hz. Muhammed için yaratıldığını ispat edebilme adına hiç korkmadan ve çekinmeden Allah ve Elçileri adına iftira edebilmişlerdir.

  1. Kâinat Hz. İsa için yaratılmış iddiası:

İncil / Koloselilere Mektuplar 1: Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir. Bedenin, yani inananlar topluluğunun başı O’dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan O’dur.

  1. Kâinat, Hz. Muhammed için yaratılmıştır iddiası:

Kutsi hadis olarak rivayet edilen, “Levlake” hadisi: Deylemi’nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre, Allah Peygamber’e: “İzzetim ve celalim hakkı için, eğer sen olmasaydın cenneti yaratmazdım, eğer sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” buyurmuştur. (Müsnedi Firdevs, c.5, s. 227, H. no: 8031)

Yine Deylemi’nin İbn Ömer’den nakline göre Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bana Cibril geldi ve ‘Ya Muhammed! Sen olmasaydın cennet yaratılmazdı, sen olmasaydın cehennem yaratılmazdı’ dedi.”  (Keşfül hafa, c.1.s.45, H. no:91)  (DİKKAT EDİN! BU HADİS KİTAPLARI, SAHİH HADİS KİTAPLARI DİYE BİLİNEN KİTAPLAR DEĞİLDİR.)

  1. Peki, gerçekte kâinat kimin için yaratılmıştır?

Üzerinde tartışılan bu konu hakkında susturucu kanıt Kuran’da apaçık bir şekilde yer almaktadır. Kuran’a göre, Allah’ın bütün Elçileri bizim gibi birer insandır. Elbette bütün insanlar içinde Allah’ın en seçkin kullarıdır. Biz onlar arasında hiçbir ayırım yapmaksızın hepsine iman ederiz.

Kur’an / Kehf Suresi-110: De ki:  “Ben de ancak sizin gibi bir insanım! Bana ilahınızın sadece tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!”

  1. Allah, kâinatı hiçbir beşerin hatırı için yaratmamıştır.
  2. Yeryüzünde bulunanların hepsini bütün insanlar için yaratmıştır.

Kur’an / Bakara Suresi-29: O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.

6.Kulları arasında hangilerinin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için yaratmıştır.

Kur’an / Hud Suresi7: O, hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için,  henüz Arş’ı  su  üstünde  iken  gökleri  ve  yeri  altı  günde (altı  evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkâr edenler, mutlaka: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” derler.

Kur’an / Mülk Suresi-2: Hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için ölümü de, hayatı da yaratan O’dur. O, üstündür, bağışlayandır.  (Ayrıca bkz: 17/93, 41/6)

  1. Bütün insanlar ve cinler Allah’tan başkasına kulluk etmemeleri, yalnızca Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmıştır.

Kur’an / Zâriât Suresi -56: Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

  BUNLAR BİZZAT ALLAH TARAFINDAN KUR’AN’DA BİLDİRİLENLERDİR

Hz. Muhammed’e lütfedilen pek çok şeyin ve bazen daha fazlasının diğer peygamberlere de lütfedildiğine örnekler:

  1. Cibril bir vahiy meleği olarak yaratılanların her şeyin üstünde tutuluyor. (Bakara, 97-98; Tahrim, 4)
  2. Âdem; İlk sorumlu ve seçilmiş insan, tüm insanların atası olarak takdim ediliyor. Kendisine secde ediliyor.
  3. Nuh, 950 yıl  yaşıyor,  Allah’ın  yardımıyla  gemi  yapıyor  ve  Tufandan  o  ve inananlar kurtuluyor
  4. İbrahim; gençliğinden itibaren olayları ve olguları sorguluyor, halkını uyandırmaya  çalışıyor, döneminin siyasi figürüyle ciddi polemiğe giriyor ve onu ateş yakmıyor.
  5. Yusuf’un iffeti, idaresi, ailesine karşı tutumu ve iktidar becerisi övülmüştür.
  6. Musa; Allah’la konuşuyor (ona özel bir durum diye takdim ediliyor (Nisa,164), Firavun gibi fanatik inkarcı bir figüre karşı mücadele veriyor,  onun aracılığıyla deniz yarılıyor ve kayadan su  çıkıyor, salih  bir kulla  yolculuk yapıyor.
  7. İdris, yüce bir yere yükseltilmiştir. (Meryem, 57)
  8. Davut, güçlü bir devlet başkanıdır.
  9. Süleyman’a kimseye verilmeyen güç ve iktidar verilmiştir. Emrine cinler verilmiş,  rüzgârlara yön vermiş,  karıncalarla ve kuşlarla konuşmuştur. (Enbiya, 81; Neml, 16-18; Sebe, 12-14; Sad, 35)
  10. Eyyüb yaşadığı sıkıntılar karşısında sabrıyla övülmüştür.
  11. Zülkarneyn’e Doğu-Batı hâkimiyeti veriliyor.
  12. Meryem, Allah tarafından seçiliyor, İsa gibi bir peygamberin annesi oluyor, dünya kadınlarından üstün tutuluyor, iffeti ve dirayeti övülüyor. (Al-i İmran, 37, 42)
  13.  İsa; annesine melekler tarafından müjdeleniyor (Al-i İmran,  45), babasız dünyaya geliyor (Meryem, 19-22),  çocukken seçiliyor,  Ruhu’l-Kudus’le destekleniyor (Bakara, 87), Dünyada da ahrette de yüzü olan (Al-i İmran, 45), Allah’a yükseltilen(Al-i İmran, 55), Ölüleri diriltiyor, hastalıkları körleri iyileştiriyor (Maide,  110),  kendisi için gökten sofra  indirilebiliyor (Maide, 112) ve kendi döneminde Mesih olarak adlandırılıyor. (Tevbe, 31)
  14. Hz. Muhammed peygamber seçilmeden önce de üstün bir ahlak üzeredir. (Kalem, 3-4),  Övgüye değer bir makama ulaştırılacaktır  (İsra,  79), (tüm takva sahipleri güvenli bir makamda olacaklar (Duhan, 51), Âlemlere rahmet olsun diye görevlendirilmiştir (Zariyat, 107),  Tüm insanlara gönderilmiştir  (Sebe’,  28), Kendisine çok şey verilmiştir  (Kevser,  1),Vahiy meleği  Cibril’i görmüştür(Necm,   5-18)

 

 

Bir Cevap Yazın